
BÜYÜK JÜBİLE! MİZANPAJINIZ SİZİN, İLKELER BİZİM OLSUN!
Bir mesleğin onurunu ve geleceğini inşa etmek; salon köşelerinde parıltılı kurumsal tabelaların arkasına saklanarak ya da rüzgâra göre yön değiştiren popülist rüzgârlarla olmaz.
Meslek onuru, her ne pahasına olursa olsun bükülmeyen omurgaların, satılık olmayan fikirlerin üzerinde yükselir. Ancak uzun zamandır bu camiada yaşanan tiyatroyu izledikçe görüyorum ki; sahneler, alkışlar ve o şatafatlı koltuklar ne yazık ki ilkeli duruşların değil, omurgasız birer rüzgâr gülü olmayı maharet sayanların sığınağı hâline gelmiş.
Dünün "Sövgüleri", Bugünün "Övgüleri" ve Değişmeyen Menfaat Terazisi
Bu sahnenin en acınası, en trajikomik perdesi ise hafta sonu bir kez daha açıldı. Daha dün kapalı kapılar ardında, WhatsApp gruplarında, fısıltı odalarında birbirinin ahlakını, niyetini ve duruşunu en ağır, en zehirli kelimelerle eleştirenlerin; bugün o parıltılı salonlarda nasıl büyük bir iştahla "yanak yanağa" pozlar verdiğini ibretle izledik.
İnsanın sormadan edemediği, sorarken de hicap duyduğu o çıplak soru tam olarak şudur:
Dün birbirinizin yüzüne bakacak yüzü olmayan sizler, bugün hangi büyük ortak çıkarın terazisinde tartıldınız da aynı masada bu kadar zahmetsizce gülümsüyorsunuz? Hangi menfaat, dün ettiğiniz o ağır kelimeleri bu kadar çabuk yutmanıza yetti?
Fikirlerin yerini kişisel istikbal kaygılarının, meslek ahlakının yerini ise "güç kimdeyse, para neredeyse onun yanında saf tutma" yarışının aldığı bu ikiyüzlü mizanpajda, dekor olmak bizim harcımız değildir. Biz, dün neyi savunduysak bugün de aynı yerde, aynı dik duruşla bekliyoruz. Ne arkasında devasa şubeler ve Rekabet Kurulu incelemeleri barındıran o tekelci sermaye gölgelerine biat ettik, ne de dünün "istenmeyen" yüzleriyle bugünün "sahte kahramanları" arasında köprü olmak için ilkelerimizi esnettik.
Değerlerin Erozyonu ve Aynadaki Yabancı
Bu camiada asıl sorgulanması gereken, fikirlerin değil karakterlerin uğradığı o büyük erozyondur. Bir insanın, dün adaletsizlik ve ilkesizlik olarak nitelendirip savaş açtığı şeylerle, bugün sırf konforu ve çıkarları bozulmasın diye sessizce uzlaşması kadar büyük bir yenilgi yoktur.
Şimdi o parıltılı salonlarda, menfaat masalarında gülücükler dağıtan herkese sormak gerekir:
Akşam eve dönüp ışıklar söndüğünde ve o sahte kalabalıklar dağıldığında, aynada kendinizle baş başa kaldığınızda o vicdan azabını nasıl susturuyorsunuz?
Kendi mesleki geçmişinize, bugüne kadar savunduğunuzu iddia ettiğiniz tüm değerlere ihanet etmiş olmanın o ağır yükünü omuzlarınızda nasıl taşıyorsunuz?
Bir insanın kendi ilkelerini parayla, makamla ya da geçici bir alkışla takas etmesi, akıl ve vicdan muhasebesinin iflas ettiğinin en net kanıtıdır. Biz, ruhunu ve kalemini bu pazarlık masalarına sürmeyenlerin asaletini seçtik. Sizin o sahte, yapay ve menfaat kokan kalabalıklarınızın ortasında suni gülücükler dağıtmaktansa; ilkelerimizle, dürüstlüğümüzle baş başa kalacağımız o asil yalnızlık bizim için bu hayattaki en huzurlu, en onurlu limandır.
Anlıyorum ki; rüzgâra göre eğilmeyi "siyaset", ilkesizliği "strateji" sananların dünyasında, fırtınaya karşı tek başına dik duranların vizyonu bu camiaya fazla lüks, fazla ağırdır.
Perde Kapanıyor, Kalem Masaya Bırakılıyor
Sözümün, kalemimin ve bu sektöre kattığım entelektüel derinliğin, menfaat ilişkileriyle dönen bu çarkın dişlileri arasında harcanmasına daha fazla müsaade etmeyeceğim.
Siz dün sövdüklerinizle bugün aynı masalarda hangi büyük pastayı bölüşmenin, hangi koltuğu garantilemenin hesabını yapıyorsanız yapın; o sahte alkışlarınız, o riyakâr gülücükleriniz ve o mizanpajınız tamamen sizin olsun.
Bu camiada hâlâ kalbi meslek aşkıyla atan, paranın ve gücün önünde eğilmemiş tüm samimi, dürüst meslektaşlarıma minnetle ve saygıyla veda ediyorum.
Tarih, günü kurtarmak için her kalıba giren o fotoğraf karelerini değil; her şeye rağmen eğilmeyen, satılmayan o omurgalı duruşları yazacaktır.
Bu, benim bu sektöre, bu ilkesizliğe son yazımdır.
Perde kapanmıştır ve bu sahneden asaletle çekiliyorum.
Ayşe Şenyüz / Optisyen






