
KAMUOYUNA DUYURU
Son günlerde sosyal medya platformları ve çeşitli mecralarda, Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği ve bağlı odalarımız hakkında yapılan açıklamaları üzülerek takip etmekteyiz.
Eleştiri, demokratik kurum kültürünün doğal ve gerekli bir parçasıdır. Ancak eleştirinin; kurumlarımızı yıpratmaya yönelik ithamlara, meslek kamuoyunda ayrışmaya neden olacak söylemlere ve gerçekle bağdaşmayan değerlendirmelere dönüşmesi kabul edilemez bir noktaya ulaşmıştır.
10 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan yönetmelik, bireysel değil; mesleğimiz adına uzun yıllardır verilen ortak mücadelenin önemli bir kazanımıdır. Bu süreçte emeği bulunan tüm meslektaşlarımızın katkısı değerlidir. Bu kazanımı kişisel tartışmaların konusu haline getirmek, mesleğimizin ortak geleceğine zarar vermektedir.
Özellikle Konya Optisyen-Gözlükçüler Odası tarafından planlanan mesleki sempozyuma yönelik yapılan değerlendirmelerin kamuoyunu yanlış yönlendirdiğini görmekteyiz.
Mesleki eğitim organizasyonları, bilimsel toplantılar ve sempozyumlar; sektörün farklı paydaşlarının katkılarıyla gerçekleştirilebilen organizasyonlardır. Buradaki temel amaç, meslektaşlarımızın gelişimine katkı sağlamak, sektörel yenilikleri paylaşmak ve mesleki bilgi birikimini artırmaktır.
Bu tür organizasyonlara sağlanan destekleri farklı anlamlara çekmek ve mesleğimiz adına yapılan çalışmaları tartışmalı hale getirmek, yapıcı bir yaklaşım değildir.
Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği olarak temel önceliğimiz; mesleğimizin bağımsızlığını korumak, etik değerlerini güçlendirmek ve meslektaşlarımızın haklarını savunmaktır.
Birliğimiz ve odalarımız; kişisel hesaplaşmaların değil, mesleki dayanışmanın ve ortak aklın temsil makamlarıdır.
Tüm meslektaşlarımızı ayrıştırıcı söylemlerden uzak durmaya, yapıcı eleştiri anlayışıyla hareket etmeye ve mesleğimizin geleceği için ortak sorumluluk bilinciyle davranmaya davet ediyoruz.
Mesleğimizin gücü; çatışmada değil, birlik ve dayanışmadadır.








Türkiye Optisyen ve Gözlükçüler Birliği, yazıma istinaden bir açıklama yapmıştır. Olayı kişiselleştirenlerin kimler olduğu bellidir. Yazıya konu olan olay da kendi paylaşımlarından ve reklamlarından esinlenerek kaleme alınmıştır. Eğer yapılan eylem yanlışsa ve bu durum herkes tarafından bilinmesine rağmen çoğu kişi bunu dillendirmeye çekiniyorsa, birisi çıkıp olayın yanlış olduğunu söylediğinde ve birçok kişi de “Nihayet biri duygularımıza tercüman oldu.” diyorsa, o insanı linçlemezsiniz.
Anlamayanlar için tekrar edeyim: REKABET KURULU SORUŞTURMASI SÜRERKEN, O FİRMANIN SPONSORLUĞU YANLIŞTI, YANLIŞŞŞ!!!
Kimse benim etik değerlere bağlılığımı ya da eğitime ve bilgiye karşı olduğumu bırakın ima etmeyi, aklından bile geçiremez. Madem etik değerlerden bahsediliyor, o zaman birlik buna “Dur, olmaz. Eleştiri oklarını gelir gelmez üzerimize çekme.” demeliydi. Hâlâ olayın eğitim başlığı altında masumane gösterilmeye çalışılması da cabası.
Açıklamada olayı şahsileştirmekten ve etik konulardan bahsedilmiş. Elbette bunlar toplumun her alanında olması gereken, insana yakışır davranışlardır. Ancak yazıdan sonraki süreçte aba altından sopa gösterilerek “Disipline sevk edilme savunmanız talep edilir.” denmesi ne kadar etik? Ya da gruplarda şahsıma yapıştırılan sıfatlar ne kadar etik? KVK’ya göre benim onayım olmadan telefon numaramın paylaşılması ne kadar etik?
Evet, belki ağır bir itham olacak ama kendi koltuk sevdası uğruna listelerde oynama yapılması ne kadar etik? Bakın, bunlar benim şahsıma yapılanlardır. Ben cinsiyet ayrımı gözetmedim. Kimseye, tabiri caizse — teşbihte hata olmaz — ağlayıp sızlayarak listede yer alma çabası göstermedim. O hâlde bu etik değerlerimiz o zaman neredeydi?
Yazı tamamen şahıslardan uzak, yalnızca yapılan eylemi eleştiren bir yazıydı. Eylemin öznesi olan kişiler de sanırım bu eleştiriyi göze almıştı. Ve tekrar yineliyorum: Eylem belki iyi niyetle başlatıldı fakat sponsor tercihi ve zamanlama tamamen yanlıştı.
Son söz olarak; abdestinizden şüpheniz yoksa bu kadar feryat niye??????