
ODA - BİRLİK NE YAPIYOR?
Peki Sen Ne Yapıyorsun?
Her mesleğin zor zamanları vardır.
Ama bazı dönemlerde mesleğin karşı karşıya olduğu sorunlardan daha büyük bir sorun ortaya çıkar:
Meslektaşların kendi mesleklerine karşı ilgisizliği.
Optisyenlikte de bugün tam olarak böyle bir tabloyla karşı karşıyayız.
Herkesin söyleyecek bir sözü var.
Herkesin şikâyet edeceği bir konu var.
Herkes bir şeylerin yanlış olduğunu düşünüyor.
Ama iş, o yanlışın karşısında durmaya geldiğinde ortalık birden sessizleşiyor.
Sonra aynı cümleyi duyuyoruz:
“Oda – Birlik ne yapıyor?”
Asıl soruyu ise nedense kimse sormuyor:
“Ben ne yapıyorum?”
Genel kurula gelmeyenlerin genel kuruldan sonra bitmeyen eleştirileri
Meslek odalarının olağan genel kurulu yapılıyor.
Bu toplantı, üyelerin en temel demokratik hakkını kullanabilecekleri yer.
Yönetimi eleştirebilirsiniz.
Faaliyetleri sorgulayabilirsiniz.
Hesap sorabilirsiniz.
Öneri verebilirsiniz.
Muhalefet edebilirsiniz.
Yeni bir anlayış ortaya koyabilirsiniz.
Hatta “Bu yönetim başarısızdır, biz daha iyisini yapacağız” diyerek aday olabilirsiniz.
Ama ne oluyor?
Salonlarda yine aynı yüzler.
Aynı birkaç kişi.
Aynı birkaç konuşmacı.
Mesleğin sorunlarından söz edenlerin önemli bir kısmı ise ortada yok.
Fakat genel kurul bittikten sonra telefonlar çalışmaya başlıyor.
Sosyal medya gruplarında yorumlar yapılıyor.
Dükkân sohbetlerinde yönetimler eleştiriliyor.
“Şunu neden söylemediler?”
“Bunu niye yapmadılar?”
“Ben olsam şöyle yapardım.”
Güzel.
Peki neden orada söylemedin?
Mikrofon vardı.
Kürsü vardı.
Oy hakkın vardı.
Söz hakkın vardı.
Eleştirme hakkın vardı.
Aday olma hakkın vardı.
Ama sen orada yoktun.
Sonra kapalı kapılar ardında meslek kurtarıyorsun.
Kusura bakma ama bu, meslek mücadelesi değildir.
Bu, sorumluluk almadan haklı çıkma arzusudur.
İkili sohbetlerde devrimci, kürsüde sessiz
Bazılarımızın cesareti nedense kalabalığa göre değişiyor.
İki kişi kaldığımızda mesleğin bütün sorunlarını çözüyoruz.
Mevzuatı biliyoruz.
Yanlışları görüyoruz.
Kimin neyi yanlış yaptığını anlatıyoruz.
Meslek odasının ne yapması gerektiğini sıralıyoruz.
Fakat aynı şeyi toplantıda söylemek gerektiğinde sesimiz kısılıyor.
Çünkü eleştirmek başka, sorumluluk almak başka.
Dışarıdan konuşmak kolaydır.
İçeride mücadele etmek zordur.
Bir fikrin arkasında durmak zordur.
İmza atmak zordur.
Komisyonda görev almak zordur.
Toplantıya katılmak zordur.
Meslek için zaman ayırmak zordur.
Bir sorunun çözümü için aylarca uğraşmak zordur.
Ama dükkânda oturup “Oda - Birlik hiçbir şey yapmıyor” demek oldukça kolaydır.
“Birlik ve beraberlik” dilimizden düşmüyor
Bir başka ilginç durum daha var.
Mesleki birlikten söz ediyoruz.
Beraberlikten söz ediyoruz.
Dayanışmadan söz ediyoruz.
Mesleğin geleceğinin hepimizi ilgilendirdiğini söylüyoruz.
Sonra kişisel çıkarımız devreye giriyor.
Bir anda bütün o büyük laflar küçülüyor.
Dün savunduğumuz ilke bugün işimize gelmiyorsa rafa kalkıyor.
Başkasının hakkı söz konusu olduğunda sessiz kalıyoruz.
Kendi hakkımız söz konusu olduğunda ise kıyameti koparıyoruz.
Rakibimize uygulanınca yanlış dediğimiz uygulamayı kendimize avantaj sağladığında savunabiliyoruz.
Sonra yine “mesleki birlik” diyoruz.
Birlik, herkesin kendi çıkarı doğrultusunda aynı kelimeleri kullanması değildir.
Birlik, kendi çıkarına dokunduğunda da doğru bildiğinin arkasında durabilmektir.
İşte asıl sınav budur.
Meslek odası sizin özel sekreteriniz değildir
Bir sorun çıkıyor:
“Oda – Birlik çözsün.”
Yeni bir mevzuat geliyor:
“Oda - Birlik müdahale etsin.”
Bir kurum yanlış işlem yapıyor:
“Oda - Birlik ilgilensin.”
Ekonomik şartlar kötüleşiyor:
“Oda - Birlik bir şey yapsın.”
Bir meslektaş mağdur oluyor:
“Oda – Birlik neden sahip çıkmıyor?”
Elbette oda ilgilenecek.
Elbette meslek odasının görevi sorunlarla mücadele etmektir.
Ama bir şeyi unutmayalım:
Meslek odası, üyelerinin tuttuğu özel bir danışmanlık şirketi değildir.
Oda biziz.
Yönetim biziz.
Muhalefet biziz.
Genel kurul biziz.
Aidat ödeyen de biziz.
Oy kullanan da biziz.
Eleştiren de biziz.
Çözüm üreten de biz olmalıyız.
Eğer meslek odasının daha güçlü olmasını istiyorsak, önce onun arkasında daha güçlü bir üye iradesi oluşturmalıyız.
Aidat ödemek meslek mücadelesi değildir
Bir de üyeliği aidat ödemekten ibaret gören anlayış var.
Aidatını ödüyor.
Sonra görevini tamamladığını düşünüyor.
Hayır.
Aidat ödemek, üyeliğin mali yükümlülüğüdür.
Mesleki sorumluluk değildir.
Mesleki sorumluluk;
Toplantıya katılmaktır.
Sormaktır.
Araştırmaktır.
Önermektir.
Eleştirmektir.
Gerektiğinde itiraz etmektir.
Gerektiğinde görev almaktır.
Gerektiğinde kendi zamanından fedakârlık etmektir.
Ve en önemlisi, söylediği sözün arkasında durmaktır.
İlke, işimize geldiğinde kullanılan bir araç değildir
Bence asıl meselemiz burada.
Biz meslekte ilke sahibi olduğumuzu söylüyoruz.
Peki ilke nedir?
İlke, işimize geldiğinde savunduğumuz düşünce değildir.
İlke, işimize gelmediğinde de savunabildiğimiz düşüncedir.
Bir uygulama bize fayda sağladığında susuyorsak,
Başkasına zarar verdiğinde bağırıyorsak,
Burada ilkeden değil, çıkardan söz ediyoruz.
Bugün rakibimizin hakkını savunamayanın yarın kendi hakkını savunacak bir mesleki dayanışma bulması da kolay değildir.
Çünkü meslek örgütleri kişisel çıkarların toplamı değildir.
Ortak ilkelerin etrafında oluşturulan güven alanlarıdır.
Meslek örgütü eleştirilecek. Hem de çok eleştirilecek.
Burada bir yanlış anlaşılma olmasın.
Meslek odalarını eleştirmeyelim demiyorum.
Tam tersine.
Daha çok eleştirelim.
Ama açıkça.
Genel kurulda.
Toplantıda.
Yazılı olarak.
Belgesiyle.
Gerekçesiyle.
Çözüm önerisiyle.
Gerekirse seçimde karşısına aday olarak.
Çünkü eleştirinin en değerli hali, sorumlulukla birlikte yapılan eleştiridir.
“Bunu yanlış yapıyorsunuz” demek kolaydır.
“Yanlış yapıyorsunuz ve ben bunun yerine şu çözümü öneriyorum” demek daha değerlidir.
“Ben bu işin sorumluluğunu almaya hazırım” demek ise bambaşka bir şeydir.
Artık şu soruyu sormalıyız
Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.
Sürekli:
“Oda ne yapıyor?” Diye soruyoruz.
Bir kere de:
“Ben ne yapıyorum?” Diye soralım.
Genel kurula katılıyor muyum?
Söz alıyor muyum?
Eleştirdiğim konu için çözüm öneriyor muyum?
Meslek örgütünde görev almaya hazır mıyım?
Bir komisyon çalışmasına katkı sağlıyor muyum?
Meslektaşımın sorununu kendi sorunum kadar önemsiyor muyum?
Kişisel çıkarımla mesleğin ortak çıkarı çatıştığında hangisini tercih ediyorum?
Ve en önemlisi:
Söylediğim sözün arkasında duruyor muyum?
Çünkü mesleğin kaderini sadece yöneticiler belirlemez
Bir meslek odasının gücü, yalnızca başkanının veya yönetim kurulunun gücü değildir.
Odanın gücü, arkasındaki meslektaşların gücüdür.
Katılanların gücü.
Sorgulayanların gücü.
Üretenlerin gücü.
İtiraz edenlerin gücü.
Sorumluluk alanların gücü.
Ve gerektiğinde kendi çıkarından vazgeçip mesleğin ortak çıkarını savunabilenlerin gücü.
Bu nedenle artık birbirimize aynı soruyu sormayı bırakalım:
“Oda ne yapıyor?”
Önce aynaya bakalım.
Ve kendimize biraz daha zor bir soru soralım:
“Peki ben ne yapıyorum?”
Çünkü mesleğin sorunları karşısında yalnızca konuşanlardan oluşan kalabalıklar hiçbir şeyi değiştirmez.
Değişim; konuşan, katılan, itiraz eden, sorumluluk alan ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alan insanların işidir.
Ve eğer gerçekten birlik, beraberlik ve dayanışma istiyorsak, bu kelimeleri slogan olmaktan çıkarıp davranışa dönüştürmenin zamanı çoktan geldi.
Gözlükçü










