
Cüzdan ile Reçete Arasında Sıkışan Gözler! Sağlıkta Dikey Tekelleşme Tehdidi
Sağlık sektörü, kapitalist piyasa dinamiklerinin derinleşmesiyle birlikte Hipokrat yemininden uzaklaşıp, bilanço tablolarının gölgesinde bir ticaret sahasına dönüşüyor. Bu dejenere dönüşümün en çarpıcı ve pervasız örneklerinden biri ise ne yazık ki göz sağlığı alanında, hastaneler ile optisyenlik müesseseleri arasında kurulan organik ve etik dışı bağlarda yaşanıyor.
Tıp etiğinin en temel ve sarsılmaz ilkesi, Latince o meşhur düsturla hayat bulur: “Primum non nocere” yani “Öncelikle zarar verme.” Ancak günümüzün kar odaklı özel sağlık yönetimlerinde bu ilke, yerini örtülü bir “Öncelikle ciro yap” baskısına bırakmış durumda. Özellikle zincir göz hastanelerinin, bünyelerinde çalışan göz hekimlerine uyguladığı operasyon ve kota baskısı, artık sır olmaktan çıkıp kamusal bir halk sağlığı tehdidine dönüşmüştür. Bugün tıbbi bir gereklilik olmaktan ziyade ticari birer “kar merkezi” olarak kurgulanan lazer (LASIK/No-Touch) operasyonları ve akıllı mercek (trifokal lens) uygulamaları, ihtiyacı dahi olmayan binlerce hastaya birer tüketim nesnesi gibi pazarlanmaktadır.
Normal şartlarda yalnızca ileri düzey katarakt vakalarında ya da yüksek kırılma kusurlarında cerrahi bir çözüm olan çok odaklı mercekler, günümüzde hafif bir yakın görme kusuru olan genç hastalara dahi “gözlükten ömür boyu kurtulma konforu” illüzyonuyla sunulmaktadır. Aydınlatılmış onam süreçlerinin birer bürokratik formaliteye indirgendiği bu sistemde; operasyon sonrası kalıcı kamaşmalar, ışık halkaları (halo) ve kontrast kaybı yaşayan binlerce “tıbbileştirilmiş mağdur” yaratılmaktadır. Hekimin bağımsız klinik karar mekanizması, hastane yönetiminin ciro bazlı prim kamçısıyla sakatlanmaktadır.
“Teşhis koyan el ile tedaviyi ve ürünü satan cüzdanın aynı gövdede birleşmesi, tıbbın ticarete teslim olduğunun en açık kanıtıdır. Reçete gücünü arkasına alan bu dikey entegrasyon, halk sağlığını hiçe saymaktadır.”
Dikey Entegrasyon ve Reçete Manipülasyonu
Madalyonun diğer yüzü ise çok daha organize bir yapısal çarpıklığı gözler önüne seriyor: Bazı özel göz hastanelerinin ve hatta göz doktorlarının, yasal boşlukları arkadan dolanarak kendi optisyenlik müesseselerini (optik mağazalarını) açmaları veya bu mağazalarla gizli ortaklıklar kurmaları. İktisat literatüründe “dikey entegrasyon” olarak adlandırılan, ancak sağlık söz konusu olduğunda açık bir “çıkar çatışması” teşkil eden bu durum, hastanın özgür iradesini tamamen gasp etmektedir.
Muayene odasında başlayan bu döngü, hastanın fizyolojik sınırlar içindeki önemsiz, gözlüksüz de tolere edilebilecek çok küçük değerlerinin (örneğin 0.25 astigmat) dahi reçete edilerek alt kattaki veya anlaşmalı optik mağazasına yönlendirilmesiyle sonuçlanmaktadır. “Reçeteniz ancak bizim alt kattaki müessesede doğru yapılır” ya da “Burası hastanemizin resmi yeridir” manipülasyonu, 1219 sayılı Tababet Kanunu’nun ve 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanun’un ruhuna taban tabana zıttır. Kanunlar teşhis koyanla ürünü satanı kesin çizgilerle ayırmayı hedeflerken, sermaye sahipleri farklı şirketler veya yakınlarının isimleri üzerinden bu ayrımı fiilen ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, sadece hastayı sömürmekle kalmayıp, mesleğini namusuyla icra eden bağımsız optisyenlik müesseselerinin yaşam alanını yok etmekte ve haksız bir tekel yaratmaktadır.
Ne Yapmalı? Çıkış Yolu Var mı?
Bu dejenere gidişatı durdurmak ve göz sağlığı politikalarını yeniden halk sağlığı eksenine oturtmak için acil ve radikal adımlara ihtiyaç vardır:
1. Organik Bağ Denetimi: Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ortaklığıyla, göz hastanelerinin ortakları ve birinci derece yakınlarının optik mağazaları üzerindeki ticari ortaklıkları geriye dönük incelenmeli, dikey entegrasyon kesin cezai yaptırımlarla engellenmelidir.
2. Dijital Reçete ve Algoritma Takibi: Medula ve e-reçete sistemlerine entegre edilecek algoritmalarla, bir hastaneden çıkan reçetelerin belirli bir optik mağazasına kümelenme oranı (örneğin %20 eşiği) anlık izlenmeli, haksız yönlendirmelere otomatik soruşturma açılmalıdır.
3. Ciro Bazlı Prim Sistemine Son: Özel hastanelerde hekimlerin cerrahi işlem sayısı ve ciro odaklı prim alması yasaklanmalı; hak edişler tıbbi başarı ve hasta memnuniyeti gibi niteliksel kriterlere bağlanmalıdır.
Sağlık, parası olanın satın alabileceği lüks bir tüketim emtiası ya da hastane holdinglerinin kar-zarar tablolarını parlatacak bir finansal enstrüman değildir. Teşhis koyan hekimin kalemi ile cüzdanın bağı tamamen koparılmadığı sürece ne hastanın gözünü ne de toplumun sağlığını korumak mümkün olacaktır. Çözüm, tavizsiz bir kamusal denetim ve meslek odalarının etik ayaklanmasından geçmektedir.
İlker AYAZ
Optik Koop Yönetim Kurulu Başkanı










