
Türkiye’de Optometri Çıkmazı! Mesleki Devrim mi, Sağlık Riski mi?
Gözlükçülük ve Oftalmoloji Dünyasını İkiye Bölen "Refraksiyon Yetkisi" Dosyasını Açıyoruz
Türkiye’de gözlükçülük sektörü, tarihinin en büyük yapısal tartışmalarından birini yaşıyor. Optometri; yani kırma kusurlarını tespit etme, reçete yazma ve belirli klinik ölçümleri yapma yetkisi, gelişmiş ülkelerde optisyenlerin doğal bir hakkı olarak görülürken, ülkemizde bu durum hem yasal hem de mesleki bir "tabu" olarak kalmaya devam ediyor. Bazı optisyenler, akademik eğitimin 4 yıla çıkarılmasıyla bu yetkinin kaçınılmaz olduğunu savunuyor.
Öte yandan, göz doktorları (oftalmologlar) bu talebe oldukça mesafeli. Doktorlar, "Göz muayenesi sadece bir cam numarası belirlemek değildir" diyerek, optometrinin Türkiye şartlarında uygulanmasının ciddi bir "teşhis boşluğu" yaratabileceğine dikkat çekiyorlar.
Hekimler, basit bir miyop şikayetinin altında glokom, katarakt veya gizli retina dekolmanı gibi körlüğe varabilecek patolojilerin yatabileceğini; bu ayrımın ancak uzman bir tıp eğitimiyle yapılabileceğini vurguluyor.
Ancak optisyenlik cephesinde argümanlar daha çok "hizmete erişim" üzerinden şekilleniyor. Kamu hastanelerindeki göz polikliniklerinde yaşanan yığılmalar, aylarca süren randevu sıraları ve hekimlerin muayene başına ayırabildiği kısıtlı süreler, "Neden basit refraksiyon ölçümlerini biz yapmıyoruz?" sorusunu sormaya itiyor. Optisyenler, bu yetkiyle sağlık sistemindeki yükün hafifleyeceğini savunuyor.
İşin bir de "iş kaybı" boyutu var. Sektör kulislerinde, göz doktorlarının muayene ücretlerinden ve hasta akışından mahrum kalmamak adına bu yasaya direndiği iddia edilse de, hekim cemiyetleri bu iddiaları "popülist bir yaklaşım" olarak nitelendirip tıbbi güvenliği ön planda tutuyor.
Mevcut yasalarımızda optisyenlik müesseselerinde muayene odası açmak, otorefraktometre ile ölçüm yapmak veya hastayı teşhis amacıyla yönlendirmek kesinlikle yasak. TİTCK denetimlerinde bu kurala uymayanlara ağır idari para cezaları ve faaliyet durdurma müeyyideleri uygulanıyor.
Gelecekte bizi ne bekliyor? Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde optometri eğitiminin Türkiye'de de yasallaşması gündeme gelse de, tıp dünyasının güçlü lobisi ve halk sağlığı öncelikleri bu süreci yavaşlatıyor. Optisyenlerin akademik seviyesinin yükselmesi, belki de "ara bir model" olan klinik optisyenlik kavramını hayatımıza sokabilir.
Sonuç olarak; Optometri tartışması Türkiye’de sadece bir yetki paylaşımı değil, aynı zamanda sağlık sisteminin vizyonuna dair bir karar aşamasıdır. Optisyenin Sesi olarak tarafsız bir şekilde soruyoruz: Teknoloji ve eğitim bu kadar ilerlemişken, 19. yüzyılın kurallarıyla 21. yüzyılın optik hizmetini yönetmek ne kadar mümkün?






85 milyonluk bir ülkenin görme sağlığı kontrolünün oftalmologlarca yapılması ülkenin sahip olduğu teknik ve fiziki koşullarında mümkün olmadığı ortada.
Anadolu’nun şehir merkezlerinde bile oftalmolog zor istihdam edilmekte dolayısıyla büyük ilçelerde ve ücra kasabalarda pratisyen hekim dışında tüm branşlarda uzman hekim bulmak mucize.
Minimum 10 yıllık eğitimle uzmanlık kazanan göz hekiminin refraksiyon testinde hizmet vermesi israftır zaten yetersizlik sayısal verilerle ırtadadır.
Göz ve görme sağlığı taramasında ara eleman açığı ülke genelinde hissedilmektedir.
Adını ne koyarsanız koyun ama 4 yıllık “nitelikli” eğitimle refraksiyon testi yapabilecek, oftalmik sorunu fark edip hastayı oftalmologlarca sevk edebilecek yeterliliğe sahip ara eleman yetiştirecek bir eğitim modeline ihtiyaç var.
Bazı AB ülkelerinde uygulanan modeldeki gibi bu ara elemana sadece refraksiyon kontrolü yetkisi verilebilir.
Bu elemanlar mevcut uygulamada olduğu gibi ya refraksiyon kontrolü görevinde istihdam edilir ya da optisyenlik mesleğini tercih eder ikisini birarada yapmasına izin verilmez.
Bu bir ara çözümdür.
Göz ve görme sağlığı kontrolünden çeşitli nedenlerle geçirilemeyen milyonlarca kişi erken teşhis olanağını ıskaladığından dolayı farklı sorunların gelişmesi sonucu görme sağlığını kaybederek ülke ekonomisine de zarar vermektedir.
Bu ara elemanlar oftalmologlara kendi alanlarında daha efektif çalışma imkanı da sağlayacaktır.
Refraksiyon kontrolü ekonomik ve kolay erişim modeline kavuşturulmaya muhtaçtır.