
"Hasta yine kaçtı. Dinazorluğun bedeli bu olsa gerek."
- Müşteri daima haklıdır.
- Hayır. Müşteri daima haklı değildir.
- Neden değildir?
- Müşteri taraflardan sadece biridir ve devamlı haklı olması da mantığa aykırıdır. Ayrıca da siz müşteri değilsiniz. Olamazsınız da.
- Nedenmiş o? Ben neyim o zaman?
- Siz mağazamıza gözlük reçetenizle geldiniz.
- Ee...
- O nedenle...
- Tamam kardeşim tamam. Bu konuyu uzatmayalım, çocuğun adını koyalım. Seçtiğim bu çerçeve ve camlara söylediğin fiyat çok fazla. Bize ne olacak?
- Nasıl ne olacak?
- Bana ne kadar indirim yapacaksınız?
- Çok üzgünüm efendim, bizde indirim yok.
- Ne alaka? Herkes yapıyor.
- Biz yapmıyoruz efendim.
Ayağa kalkar. Sinirlenmiştir. İyi günler bile demeden kapıya yönelir. Gözlükçü arkasından seslenir.
- İyi günler beyefendi.
O anda gözlükçü şöyle düşünmektedir: "Hasta yine kaçtı. Dinazorluğun bedeli bu olsa gerek."
Bu haftaki yazıma bir gözlük mağazasında geçen gerçek bir olayı anlatarak başladım. Günümüzde bu örneğin çok yadırganacağını bilenlerdenim. Özellikle işlerin iyi gitmediği bu günlerde pazarlık yapmama adına geleni kaçırmak aptallıktan başka bir şey değildir.
Dikkat ederseniz burada mağazaya giren reçete sahibi kendini hasta değil bir müşteri olarak görüyor. Gözlük mağazasında servis yapan ise reçete sahibini hasta olarak görüyor. Acaba bu aptal(!) gözlükçü hastasıyla yaşayacağı bu çelişkiyi önceden bilemiyor muydu? Mağazaya gelen hastanın daha sonra başka bir gözlük mağazasına gideceğini göremiyor muydu? Sizce bu gözlükçünün yaptığı doğru muydu? Bu çözülemez bir bilmece midir? Bana göre bunun cevabını herkes bilmektedir.
Yıllar öncesi... Yeni açmışım dükkanımı. Sabahın erken saatleri. Günlük gazetem ve şekerli kahvem önümde. Eksik olanı da tamamladım. O da sigaramdı. Onu da yaktım. Göz gezdirdiğim gazetemde küçük bir haber dikkatimi çekti. Aklımda kaldığı kadarıyla haber şuydu: Burdur Gölü etrafında yaşayan kuşların sayıları azalmış.
Bunun üzerine Burdur'da yaşayan duyarlı insanlarımızdan bazıları bir araya gelmiş. Nesli tükenmekte olan bu kuşları koruma altına alıp sahiplenmişler. Bu haberde beni ayrıca etkileyen kuşların ismiydi. Bu kuşların ismi DİKKUYRUKTU.
Ben bugün de inanıyorum ki mesleğimiz hala ayaktaysa bunu sağlayanlar, sayıları azalsa da, tüm meslek hayatı boyunca FERTLERİN VE TOPLUMUN SAĞLIĞINI KORUMAK AMACIYLA hareket etmiş ve mağazasına giren hastasına asla müşteri gözüyle bakmamış meslektaşlarımızdır. Bugüne kadar onların sesi fazla duyulmasa bile onlar her yerde vardı. Yarın da var olacaklar. Onlar kuyruğu hep DİK TUTTULAR.
Günümüzde meslektaşlarımızın büyük bir çoğunluğu hastayı müşteri olarak görmektedir. Bana göre sorunlarımızın çoğu bu çarpık anlayıştan kaynaklanmaktadır. Ayaklar altına aldığımız bu mesleği tekrar hak ettiği saygın konuma yine biz yükseltebiliriz. Bunu gerçekleştirmek için de başkalarının ne yapıp ne yapmadığıyla ilgilenmeden önce kendimizi sorgulamalıyız. Bunu yaparken de samimi olmalıyız.
Yapmamız gereken, terk edilmiş eski ama doğru olan anlayışı yeniden sahiplenmeliyiz. BU YENİDEN GÖZLÜKÇÜLÜĞE DÖNÜŞTÜR. Bunu yapabilmek zor bir iştir. Bir tiryakinin sigarayı bırakması, kişinin fazla kilolarından kurtulması gibidir. Tek kelimeyle söylersek bu bir İRADE işidir. Bu başarıldığında da işte o zaman gözlükçü olmanın haklı gururunu yaşarız. Biz böyle davranırsak hasta da süreç içinde müşteri olmadığının bilincine varacaktır.
Beraber hareket etmek. Çok duyduğumuz bir sözcük. Bunun sözde kalmaması için bir yerlerden başlamalıyız ama nereden başlamalıyız derken Optisyenin Sesi sitesinde yayınlanan bir örnek gözlükçü mağazası fotoğrafı karşıma çıktı. Kalemimi bırakarak işte dedim.
TAM DA BURADAN BAŞLANMALI.
Göray UGURLU
Okıuldan yeni mezun olmuş MESLEKTEN ANLAMAYAN BİLGİSİZ DİPLOMALI İŞTEN ANLAMAYAN İNSANLAR her meslekten olabilir bu gayet normaldir. Mesleğin yapısına göre zaman içinde BİLGİLİ VE İŞTEN ANLAR hale gelirler. İhtisasını yeni tamamlamış cerrahlar ilk ameliyat tecrübelerini hocalarının nezaretinde riskli/yaşlı hastalarda yaparlar. Eczacılık okulundan yeni mezun bir eczacıyı, bir eczanenin başına tek başına koy, ilk başta gelen reçetedeki ilaçların yerini rafta bulamaz. Bu örnekler her meslek grubu için örneklendirilebilir. AMA EĞİTİM ALMIŞ TÜM MESLEK MENSUPLARININ ORTAK BİR PAYDASI VARDIR: İSTİNALAR HARİÇ; HİÇ KİMSE MESLEĞİNİ SATMAZ, mesleğine peşkeş çektirmez. Meslekteşlarına toz kondurmaz, laf söyletmez, arkasından konuşmaz, meslektaşını küçük düşürecek söylemlerden kaçınır, hakaret etmez..vs..
Eğer birileri bunu yapıyorsa, tecrübesi ve bilgisi ne olursa olsun o mesleğin mensubu olmak ona on beden büyük geliyor demektir.