
Hayat bazen çok acımasız, bazen de fırsatlarla dolu olabiliyor.
Birçok zorluğa katlanarak emek verdiğiniz durumlarda, insan hiç de istemediği sonuçlarla karşılaşabiliyor. Daha da ağır olanı ise geçmişte sizi yargılayanların, yargıladıkları konuların neredeyse aynısını, hatta abartmıyorum çok daha fazlasını yaptıklarında, bu durumu adeta ballandırarak anlatmalarıdır. Üstelik bunu yalnızca başkalarına değil, kendi iç dünyalarına da kabul ettirebilmek için mantıklı açıklamalar üretmekten geri durmazlar.
Zaman ilginçtir; yapılan haksızlıkların karşılığını verebileceğiniz fırsatları bir gün mutlaka çıkarır karşınıza. İşte tam da burada nasıl bir insan olduğunuz, hatta gerçekten İnsan olup olmadığınız ayrımı devreye girer. Nefsiniz sizi kaçınılmaz bir içsel muhasebeye zorlar.
Size yapılan haksızlığa aynıyla karşılık verme fırsatı elinize geçtiğinde, eğer siz de aynıyla cevap verirseniz, sizi o insanlardan ayıran ne kalır? İyi insan olmak ya da olmamak tercihe bağlı bir durumdur. Zaten belirli bir zaman dilimine sıkışmış hayatlarımızı nasıl yaşayacağımız da tamamen bizim elimizdedir.
Elbet herkes zamanı geldiğinde kalbinin bereketini görecektir. Zaman, doğruyu da yanlışı da üzerlerini örten topraktan ayırmayı bilir. İnsanın vicdan muhasebesi yaptığında kendini yargılayacak durumların olmaması, paha biçilmez bir kazanımdır. Çünkü vicdanın hâkimi de yargıcı da son derece acımasızdır.
Zi Gong şöyle sordu:
“Hayat boyu takip edilecek bir söz var mıdır?”
Konfüçyüs cevap verdi:
“Merhamet… Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma.”










